23 Kasım 2017 Perşembe 05:20

ANASAYFA l TÜRK OCAKLARINDAN DEPREM KONFERANSI

17.08.2017 Perşembe - 0:38

Türk Ocaklarından Deprem konferansı Türk Ocakları Kocaeli Şube Başkanı Yücel Alpay Demir’in ev sahipliğinde gerçekleşen konferans 17 ağustos 1999 ‘da depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için Kurân-ı Kerim okundu ve ardından edilen duaların ardından konferans başladı.

Konferansı Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Jeofizik Yüksek Mühendisi Sismolog Yrd.Doç. Tekin Yeken gerçekleştirdi. Konferansa Milli Kuruluşlar Birliği dönem başkanı Eren Elmalı, Kamusen kocaeli İl başkanı Yaşar Şanlı, Selçuklu Düşünce Kulübü başkanı Süleyman Pekin, Türk Haber-Sen İl Başkanı Yasin Pazar, Kocaeli Aydınlar Ocağı temsilcisi Ahsen Okyar ve çok sayıda vatandaş katıldı.

 İYİ Kİ VARSIN EREN

 İlk olarak söz alan Türk Ocağı Başkanı Yücel Alpay Demir, “Geçtiğimiz günlerde Trabzon’da gerçekleştirilen terör saldırısında şehit olan Eren Bülbül kardeşimize ve tüm silahlı kuvvetlerimize rahmet diliyorum. İyi ki varsın Eren Bülbül. İyi ki varsın annesi. Allah sana sabır versin. İyi ki vardın Eren’in merhum babası böyle bir evlat yetiştirdiğiniz için sizlerden Allah razı olsun dedikten sonra dinleyicileri 17 Ağustos günü hayatını kaybeden vatandaşlarımız ve tüm şehitlerimiz için duaya davet etti.

 EKONOMİK KAYIPLARA NEDEN OLMAKTADIR

 Deprem gerçeğine dikkat çeken Sismolog Tekin Yeken, “Son yarım yüzyıldan beri geliştirilen levha tektoniği kavramı ile, depremlerin oluşum yerleri ve mekanizmaları anlaşılmıştır. Özellikle büyük depremler, levha adı verilen çeşitli büyüklükteki kıtaların birbirlerine göre rölatif hareketleri sonucunda oluşan ve aletsel büyüklüğü 5.5 ve daha büyük olan yıkıcı depremler, büyük can ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır” dedi.

TEK BİR NEDENE BAĞLI DEĞİL

Türkiye’nin çok aktif bir deprem bölgesinde yer aldığını belirten Yeken, “Deprem potansiyeli bakımından oldukça yüksek olan ve güncel aktifliği devam eden bu kuşak, global anlamda bütün yerküreyi sarmaktadır. Meydana gelen yıkıcı ve tahrip edici depremler, tektonik kırıklardan ve diğer unsurlardan oluşan bu kuşaklarda yerini almaktadır. Depremlerin kaynağının genel anlamda levha hareketleri olduğu bilinmektedir. Ancak bu levha hareketleri ise, yerkürenin içindeki kütle sirkülasyonlardan ve diğer fiziksel nedenlerden kaynaklanmaktadır. Afrika ve Arabistan levhalarının göreceli hareketleriyle sıkışarak deformasyona uğrayan Anadolu levhası tektonik kırıklardan ve diğer unsurlardan oluşmaktadır. Söz konusu levha hareketlerinin kuzey yönündeki yavaş seyreden çarpışması devam etmekte ve sonucunda deformasyon enerjisi ile depremler olmaktadır. Son yüzyıldaki kayıtlara göre, 80 binden fazla can kaybımız olmuştur. 1939 Erzincan depreminde 33 bin, 1999 Gölcük-Arifiye depreminde 17 bin can kaybımız olmuştur. Türkiye’deki aletsel büyüklüğü M≥6 olan büyük depremlerde can kaybının ve hasarların çok fazla oluşu, tek bir nedene bağlı değildir. Bunlardan en önemlileri; nüfus yoğunluğunun fay zonları üzerinde yerleşmesi, yapı-zemin özelliklerinin iyi belirlenememesi, geleneksel yapı tarzı, yapılardaki düzensizlikler ve yapı malzemesindeki standart dışı diğer nedenler sayılabilir” ifadelerini kullandı.

AYRI BİR KİMLİĞİ VARDIR

Depremin yapmış olduğu nedenlerden dolayı oluşan ekonomik sıkıntılara da değinen Yeken, “Yapılaşmada ekonomik nedenler ve geleneksel yapı tarzı da söz konusu kayıplarda etkili olmuştur. Geçmiş kayıtlarda; büyüklüğü M=6,7 olan 1939 Karlıova (Bingöl) depreminde can kaybı 450 kişidir. 1944 Ayvalık(Balıkesir) depreminde M=6,8 iken (saat:04’te olmasına karşılık) can kaybı 30 kişi olmuştur. Burada doğudaki tutturulmamış yığma taş yapıların can kaybını çok artırdığı açıktır. Bununla birlikte her bir depremin teknik anlamda ayrı bir kimliği vardır. Oluşmasındaki kökeni sismologlarca analiz edilerek mekanizması belirlenir. Aynı bölgede, aletsel büyüklüğü eşit olan her iki depremde aynı sonuçlar olmayabilir. Burada depremin faylanma mekanizması ve diğer unsurlar belirleyici olmaktadır” dedi.

TİTİZLİKLE YAPILMADIR

Son olarak imara açılan yerlerin zemin araştırılmasının iyi yapılması gerektiğini ifade eden Yeken, “Sonuç olarak, Türkiye’nin büyük çoğunluğunda faylanmalar yer almaktadır. Özellikle Marmara bölgesi gerek nüfus yoğunluğu olarak gerekse ekonomik değer olarak bu kritik zonun üzerine konuşlanmıştır. Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun batı kesimi; İzmit-Sapanca, Adapazarı, Geyve, İznik, Gemlik, İnegöl, Saros, Marmara denizi fay denetimli havzalardan oluşmaktadır. Bu alanlarda risk vardır ve devam etmektedir. Yapılaşmada depreme dayanıklı yapı yönetmeliğine sadece ilgili kurumların değil, yapı sahiplerinin de uyması gerekmektedir. İmara açılan alanların zemin araştırılması titizlikle yapılmalıdır” şeklinde konuştu.

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.