kartal escort ,

15 Aralık 2017 Cuma 19:35

ANASAYFA l Mevlüt Soysal: O uzak, o soğuk kentte

23.05.2016 Pazartesi - 11:09

mevlut

O uzak ve soğuk şehirde, kaset satıcılarının önünde bekler, kulağımı kalabalığa tıkar, melodilere açardım.

Yalnızlıklarla ilk çoğalışım o zamanlara aitti.

Hiç kimse yoktu; iğne atsam yere düşmeyeceğini bildiğim o kalabalık ve küçük sokakta, bir tek ben vardım.

Öyle çoktum ki;

Kocaman bir bankı doldurur, hatta kendimden yer bulamadığım zamanlarda ayakta beklediğim de olurdu.

Kalabalıklaştıkça cadde, yalnızlaşıp; yalnızlaştıkça ben, kalabalıklaşmanın o tılsımlı dünyasına erişirdim.

Güzel günlerdi.

Kreşteki bir çocuğun oyun hamurlarından ev yapması gibi, ben de kendimi yapardım. “İç mimar”dım ben; işim-gücüm “iç”imdi.Benliğim, benim ellerimde, taşeronsuz ve öz kaynaklarımla inşa olurdu.     

***

Soğuktu.

Yerler buz tuttu mu, 25 derece eğimde bir tırabzan arardım düşmemek için yere…

Uçları kesik eldivenimle burnumu kapatır, ağzımdan çıkan sıcak hava ile ısıtırdım yüzümü…

Yürürdüm.

Uzun bir yolu inat ve vakurluk ile; topuklarım yerdeki buz kütlelerini kırarca sert, yürürdüm.

Yürüyerek büyüyenlerdendim ben…

Beynimin içindeydim;

Hayaller ve şartlar ile yoğururdum kendimi…

Yürürken hızımı alamadığım zamanlarda, hayallerim de koşar adım giderdim.Kurduğum hayallere güldüğüm de olurdu.

Örneğin müzik…

Müzisyen olmak isterdim ben…

Şimdiki gibi “gitar palyaçosu” değil, müzisyen…

Misal Robert Plant gibi gitar çalmak; ya da Dave Murray, Adam Smith…

“Ye yi ye yiyey, hallovd di bay nem” diyerek söylemek isterdim o şarkıyı ya da…

“Çan çalmaya başladığında soğuk hücremde bekliyorum / Pek fazla vakti kalmamış olan geçmiş hayatımı düşünüyorum / Çünkü saat beşte beni darağacına götürecekler / Benim için zamanın kumu azalıyor” bölümünü Türkçe değil, İngilizce söylemek isterdim.

Lakin sesim, zaman zaman kendimi dahi rahatsız edecek kadar kalın; kulağım ise sadece sözcükleri duymaya yarıyordu.

***

Yalnızdım.

“İç”imin şantiyesindeki vinç, çekiç ve kamyon sesleri, dışımı uykusuz bırakırdı.

Ve o uykusuzluk…

Bir elektrikli sobanın ışığında, sabah olana dek Fikret Kızılok dinlediğim olurdu. Tuhaf bir sessizliğe emanet ederdi beni Kızılok…  

Bir-iki yıl olmuştu sigaraya başlayalı…

En sevdiğim şarkı başladığında, elim çakmağa gider; tütünün yanış sesi müziğe karışırdı.Tam o sıra kasetin sardığı olur, hüzünsel ayinim böylelikle son bulurdu.

Uyurdum.

Tüm uyumak zorunda olanlar gibi, uyurdum. 

Gün ışıdığında, cama vuran kar tanelerinin sesini dinler, soğuğa aldanmadan pencereyi açar ve derin bir hava çekerdim içime…

Ve kahve…

Bir küçük kek…

Aramaya devam ederdim sonra…

Kendi “iç”imin inşaatı için hafriyat…

Benliğim, benim ellerimde, taşeronsuz ve öz kaynaklarımla inşa olurken…

Zamanın kumu azalırken…

O uzak, o soğuk kentte…

O güzel kentte…

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.